14 Mayıs 2008

Seçme Sınavlarından Saçmalar



Radikal gazetesindeki haber şöyle diyor.

YÖK Başkanı Özcan, gönlündeki ÖSS’yi açıkladı: Tek aşamalı olsun ancak yılın her anı yapılabilsin. İngilizlerin TOEFL sınavı gibi 120 doları veren, birkaç kez girebilsin Alan ve katsayılar tamamen kalksın. Fakülteler istedikleri puan türüne göre öğrenci alsın, yerleştirmeyi onlar yapsın. Sınav, kontrol edebilmemiz için sadece Ankara’da olsun.

Oku haberi delir.

Ey okuyucu burada bir koltuk var buyur;

3 çocuk yap otur.

Kaç çocuk aç, say otur.

Mevsimlik işi olan çocukları al, YÖK’ün önüne diz, otur.

Senelerini üniveristeye verenlerin, beş kuruşluk maaşlarını hesap et, çocuklarını 120 dolardan sınava sok, bak otur.

Bu ülkede emekli maaşı kaç para say, otur.

Bi emekli maaşında kaç 120 dolar var bul, otur.

Herkes istediği üniveristeye girebilsin. Köylere de üniversite aç, otur.

Binaya üniversite tabelası as, ödeneğini ye otur.

Bunca sene üniversite seçme hakkı yenilen meslek liselilerin ahını al otur.

Tası tarağı toplayıp yurt dışına giden beyinlerin arkasından bak otur.

Koltuğundan arada bir kalk, gerçeklere bak otur!

11 Mayıs 2008

Doğuranların ve doğanların günü kutlu olsun!

Vitesi birden ikiye atıyorum. Sabah sabah yola dökülmüşüm yine. Sabahları yüzümü güldüren radyo programı bir reklam narasıyla bölünüyor. Ve reklam Ali Poyrazoğlu'nun sesiyle arabamın camlarında yankılanıyor:"25 yaş altındaki tüm gençler!" "Efendim, buyrun benim!" diyemiyorum. Haydaaa... Vitesi bir kere daha arttırıyorum. Bir daha. Basıyorum gaza. Yirmilerin ikinci yarısına gidiyorum. Son hızla. Ve üstelik yüce türk düşünürü sezen Aksu'nun söylediği gibi annemi daha sık anımsıyorum ve hatta anlıyorum. "Eşek kadar" oldum yetmedi daha da büyüyorum.

Bugün benim doğum günüüüüüm. Ayrıca bi de anneler günü. Hani ne anlamı var o günü bu günü diyenlere de hak vermiyor değilim. Ama annemin "Ben seni kendime anneler günü hediyesi olarak doğurmuşum. İyi ki doğurmuşum!" deyişini duyup mest oluyorum. Ve her anneler gününde olduğu gibi anneneannemi bir kez daha hatırlayıp, boğazımda bir yumrukla yutkunup bir yaş daha alıyorum.

06 Mayıs 2008

Bir hayal kırıklığı yazısı

Yazmayı düşünüp düşünüp de vazgeçtiğim bir konu bu. Ne de olsan bazılarımız hayal kırıklığının adını bile söylemeye cesaret edemiyoruz. Bütün cesaretimi boğazıma batan kılçığa tutturdum yazıyorum.

Lise defterimin arasında duran ömrü kelebek kadar kısa bir şiir dergisinin yapraklarına yazılmış bir dörtlüğe tutkuyla bağlanmıştım bir zaman:

“Sen dostumsun benim gülünce yüzünde güneşler açan.
Bulutlara rüzgâra asarım suretini her akşam!”

Sonra başka zamanlara ilerledikçe peynir gemimiz., bir peyinirin içindeki delikler gibi boşaldı birer birer yüreklerimiz.

Hani bir zaman “kanka” dediğimiz, tenimizin bir yerini yırtıp da kan kardeş olmaya cesaret ettiğimiz... Ah bilemiyorum. Ya yanlış gemilere bindik ya da hep yanlış insanların suretine takıldı zihnimiz.

Bu satırları kimseye söylemiyorum. Özellikle kimseye değil! Ne bağıra çağıra kavga etmeye niyetim var, ne takâtim. Belki ki de benim bildiğim sözcüklerin anlamları değişti baştan aşağıya. Kapının önünde dikili ağacım da eskisi gibi durmuyor ki bak! Kuruyanını kestik, büyüyenine gözümüz gibi bakıyoruz işte. Yalan mı?

Geceleri uyumadan önce onu düşünerek dua ettiiğiniz birileri var mıdır? Bilmem... Belki boşuna bir çaba bu artık. Dua etmek boşuna. Birileri için uğraşmak da... Harcanan bütün emeklerin zayi olduğunu düşünmek... İstemiyorum bunu. İçerliyorum. Hem de çok, çok fena.

Daha önce yüksek sesle de söylemiştim bunu. Belki de yazmıştım. Yazmış olsam da , bir kere daha yazıyorum şimdi. Lügâtımda dostluk kavramının karşılığı boş duruyor çoktandır. Canım sıkılmıyor desem yalan. Bir pencereyi açık unutmuşçasına üşüdüğüm oluyor zaman zaman. En çok da içerliyorum. Yine de biten arkadaşlıkları kendi hatalarım hanesine yazıyorum. Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var diyebilmek için!

Yalanlara pabuç bırakmadan, en iyi bildiğimi yaşamaya devam!

Not: Fotograf için FSA'ya teşekkürler!

01 Mayıs 2008

1 Mayıs 2008

Korku ile beslenen bir canavar büyüyüp dururken, üretenlerin elleri üstünde yükselen bir “Dünya” hayal edenlere, tüketenlerin ayakları altında ezilen bir “Dünya” sunuldu bugün. “İşçiyiz, Haklıyız, Kazanacağız!” diyebilmek … Ne mümkün!

Sınıf sınıf ayırırken emeğini ortaya koyanları bi durup düşünmek gerek. Zira, bir kesimin elleri ile pişirdiği ekmeği, diğer bir kesim üzerine sürüdüğü kan kırmızı reçellerle tüketmekte.

“Ahhh gün günden kötü geliyor kızım!” diye kaygılanan anneleri haklı bulmaktan dolayı buruk yürekler. Korkarım bir gün gelecek; torunlarımıza bu yaşadığımız günleri bile “daha iyi günlerimiz de vardı!” diyerek anlatacağız. Bir de üstelik korku ile beslenen canavar büyümeye devam edecek. Gerçek bayramlara...

30 Nisan 2008

Bir kafa kağıdı hikayesi

Dün sabah uzun zamandır “ertele ertele sakallı kertenkele” durumunda bulunan nüfus cüzdanlarımızı yenileme mecburi göreviyle Yenimahalle kaymakamlığının yolunu tuttuk. Çayyolu nireeee, Yenimahalle Kaymakamlığı nireee? “Oğlum bizim buralar heeeep bööööyle Mesudiye” diyerek etrafını gösteren teyzemizi anımsayarak, buraların beeeeeyle hep Yenimahalleye dahil olmasından sebep, aradık bulduk vardık varacağımız yere.

Daha önce kafa kağıdını değiştirenler bilirler efendim, bu işlem için muhtardan mühürlü imzalı nüfus kayıt örneği almanız gerekmektedir. Muhtara gidersiniz. Muhtar bi size bakar bi elindeki fotoğrafa bakar. “Bu eski yenisini çektirin!” ya da “Bu eski nüfus kağıdındaki ile aynı, siz gidin mahallenin fotoğrafçısı ile bir karşılıklı gülümseyin!” der. Eğer fotoğrafınız faullü değilse; ve eğer o mahallenin kayıtlarında bulunuyorsanız; (if then else, if then else.....) size nüfus kayıt örneğinizi verir. “Aman, resmin üzerindeki damga dağılmasın; üfleyin!” diye tembihleyerek sizi yolcu eder. Üfffff üfffff. (resim kurusun diye üfleme sesi)

Biz de bu yoldan gittik. Muhtara adres nakil belgemizi, aile beyan belgemizi, zart belgemizi, zurt belgemizi verdik Kaydımızı yaptırdık. Paramızı ödedik! Ama dün nüfus işlerinde öğrendik ki adrese dayalı nüfus bilgi sisteminde kaydımız bulunmuyor. Haydaaa! Niye bulunmuyor? Biz bütün gerekli işlemleri yaptık! Dedik tabii ama yine de bilmemkaçyüz metre ilerideki müftülük binasındaki bilmemne müdürlüğüne gitmememiz gerekti. Bu arada elimizdeki sıra kağıdı ve başımızın üzerinde de “5 dakika sonra işimiz biter!” yazılı baloncuklar patladı. Bu patlamada yaralanan olmadı.

Bilmemkaçyüz metre ilerideki, müftülük binasındaki bilmemne müdürlüğünde yarım saat bekledikten sonra, “yıkıldım, yıkılıcam” diyen eski bina içinde adresimizi bilgi sitemine kaydettirdik. Sırada beklerken şu soruları sorduk! E biz niye o zaman muhtara gittik? Muhtarın adres bilgi sisteminden haberi yok mu? E muhtar yetkili değilse niye biz muhtara adres bildiriyoruz? Bi de muhtar niye ücret alıyo? Ama gelin görün ki sokak adımız değişmiş. Bir ülkede bu kadar sık mı adres bilgisi değişir kardeşim!ikibin bilmekaç olmuş. Geri döndük nüfus müdürlüğüne sıra almış başını yürümüş tabii. Bekledik ha sıra geldi ha gelicek derken. Bize 6 kişi kala sistem kitlendi. Nası yaaa? Evet sistem çalışmıyor. On günü aşkındır gelip giden kafa kağıdını alamayan var. Amanın! “Anlatamıyorum patrona.” diyor bıkkınlıktan taşmakta olan birisi. İnsan on kere nüfus cüzdanı için izin istemez ki! Moraller bozuluyor. Bize de mi öyle olacak diye dertli dertli düşünürken. Ding dong 113. Tek banko çalışıyor. Olsun dert değil. Öğle vaktine yakın ismimi bağıran adamın elinden nüfus cüzdanımı alıyorum. Nüfusa kayıtlı olduğu yer hanesinde: Koca köyünden olmuştur yazıyor, en usturuplusundan. Gülüyorum. Resmen Koca köylü oluyorum!

Bu hikayeyi Nüfus cüdanı değiştireceklerin bilmelerinde yarar var. Aşağıdaki hususları ( bu husus sözcüğüne de bayılıyorum şekerim!) gözden kaçırmayınız.

  • Fotoğrafınız eski nüfus cüzdanındakinden farklı olmalı.
  • Fotoğrafınız asla fotokopi olmamalı.
  • 2 adet fotoğrafınız olmalı.
  • Bu fotolardan biri ile gidip muhtardan fotoğraflı nüfus cüzdanı örneği almalısınız. Belgenin geçerlilik süresi 6 ay)
  • Diğer fotoğraf nüfus cüzdan için özenle saklanmalı.
  • Adrese dayalı nüfus bilgi sistemine kayıtlı olmalısınız. (Nası olunur araştırınız.)
  • Kafa kağıdınızı "bizzat" kendiniz almalısınız.
  • Bekleme ihtimaline karşı yanınızda kitap, hatta azık ve erzak bulundurmalısınız.
  • Bütün bunlara dikkat etseniz de yine de aksiliklerin olabileceğini, Türkiye’de olduğunuzu unutmamalısınız. (Böyle durumlarda Şamil’s ibret mode tavsiye olunur!)

20 Nisan 2008

Muhteşem haftasonu

Efendim muhteşem bir haftasonu geçirdim. Cumartesi gününü özel kılan, seneler sonra, yaklaşık 16 yıl kadar, ilkokul öğretmenimle yeniden kavuşmam oldu. Hem de kendisine facebook aracılığıyla ulaştım. Şaşırtıcı değil mi?Herkes ilk aşkını, yok ilkokul arkadaşını bulur ben de ilkokul öğretmenimi buldum. Önce telefonla iletişim kurduk Gülten Hocam'la. Şehir dışına çıkacaklarını, döndüklerinde haber verecğini söylemişti. Önümüzdeki haftlarada memelekette yazı geçirmek üzere Ankara'dan tekrar ayrılmadan önce, bu cumartesi onları evlerinde ziyaret ettim.Çok mutlu oldum çok. Üstelik beni kapılarda pencelerde beklemişler iki değerli insan. Ne diyeyim ben yahu. Kurabiyeler, kekler hazırlamış bir de Gülten Hocam. Ben de elimde fotograflarla görmeye gittim onları. Ömürlerinin otuz küsür senesini eğitime vakfetmiş, değerli, aydınlık, güzel insanların ellerini öptüm. Yahu nasıl mutlu oldum anlatamam.

Pazar gününü özel kılan ise, Nergis'in bizim için planladığı dağ evi keyfiydi. Efendim bizi kendi elleriyle alıp, Çamlıdere'ye dek götürdü. Temiz havalar aldırdı. Baylar mangalı yaktılar. Sönünce bi daha yaktılar :) Bize de bayanlar olarak sofraları kurup örtüleri sermek düştü.

Hem bir araya geldik hem de çam ağaçlarının uğultusu ve kuş sesleri eşliğinde şehirden uzak misler gibi bir pazar geçirdik. Güneşten ve rüzgardan yanaklarımız yandı al al oldu. Çiğdemleri yakalayamadık ama, çayırlara mor bir fırça darbesiyle çizilmişcesine yayılan başka çiçeklere yetiştik. Nergiscim gene unuttum ben bu çiçeğin latince adını adını neydi yahu?

17 Nisan 2008

Açık Ders Malzemeleri Projesi-Türkiye


MIT’nin başlattığı Açık Ders Malzemeleri Projesinin bir benzeri dün benim de katılımımla gerçekleşen bir tören ile ODTÜ’de hayata geçti :)) Açık kaynak konusunun toplumu inanılmaz bir hızla şekillendirdiği günleri yaşarken bu geç kalmış bir adım olarak bile değerlendirilebilir belki. Ama yine de; öğrenci: “Hocam ders notlarını alabilir miyiz?”, Hoca: “Not tutsaydınız çocuğum!” diyaloglarının yaşandığı günlerden bu günlere gelmek güzel tabii.

Öte yandan her ilde mantar gibi patlayıveren üniversitelerin ders içeriklerinin ve müfredatlarının standartların yükseltilmesi/yükseltilebilmesi için de önemli bir adım bu. (Üniversite yönetimi, fiziksel koşullar ve kaynaklar gibi unsurların yanı sıra eğitmen kalitesi ve şu anda bu listeye eklemediğim pek çok farklı unsuru unutmadım.) Üniversitenin kapısından girmek isteyenlerin kolauy kolay giremediği düşünülürse, üniversitede okutulan bir dersin içeriğine açık olarak erişilebilmesi güzel bir adım.

Proje’de Educommons yazılımı kullanılmış. Teknik desteği ODTÜ bilgi işlem sağlarken, bu proje TUBA, TUBITAK ve 50’ye yakın üniversitenin desteği ile gerçekleşmiş. Tabi projenin verimli bir şekilde işleyebilmesi için öğretim elemanlarının derslerini bu oratama aktarmaya istekli olmaları ve bu konuya biraz çaba göstermeleri gerekiyor. Ayrıca böyle bir sistemin işlerliğinin ve devamlılığının sağlanması da hem teknik altyapı hem de içerik yöentim sisteminin yönetilmesi bakımından hiç de kolay değil. Projenin hedeflerine ve iyi niyetlerine ulaşması temennisi ile... Ayrıntılı bilgi için:

Açık Ders Malzemeleri Projesi

Öğretim Teknolojileri Destek Ofisi

Educommons

MIT Open CourseWare

Etiketler: , ,