07 Eylül 2007

Kapadokya

İki yılı aşkındır söylenen "Ne olacak, bi haftasonu kaçıveririz Kapadadokyaya!" cümleleri sonunda gerçek anlamını buldu. Sonunda Kapadokya'yı da görmek kısmet oldu. (Darısı ülkemdeki ve dünyadaki diğer güzel yerlere olsun.) Çok mutlu oldum çoook! zaten gezdim mi pek mutlu oluyorum.

Zaman zaman ülke ülke, köy köy gezen şu televizyon programcılarına öykünüyorum ne yalan söylemeli. Kendi zihnime çekiyorum ben de "gezelim, görelim"bölümlerini. İşte efendim gezelim görelim Kapadokya-Şahinefendi Köyü bölümü ile karşınızda.


Bütün mızmızlanmalarıma rağmen yola sabah erken saatte düşüldü. Araba bizim, vakit bizim, yol bizim, uyuyalım dedimse de dinletemedim. Erkenden yola koyulduk. Aaaaa bir de baktık ki fotograf makinesi yanımızda değil. Neredeyse Mamak çöplüğüne gelmiştik, ama yine de geri dönüp aldık makinemizi. Yola erken koyulamadık, uykudan da olduk ama olsun. Ezginin Günlüğü'nün 25. yılı şerefine çıkarttığı "çeyrek elma" adlı kolaj albümünü dinleyerek neşemizi bulduk sonra.

Elmadağ-Kırıkkale-Kırşehir-Nevşehir rotasında ilerledik. İlk mola'yı Hacıbekta'ta verdik. Aslan'lı çeşmelerden akan suyla yıkadık yüzümüzü. Biliyorsunuz bu aralar şırıl şırıl akan çeşmelerde yüzünü yumak her insana kısmet olmuyor. Su kıymetli!

Bendeniz Co-pilot oldum, az gittik uz gittik vardık Göreme'ye, Otelimize (Ottoman House) yerleştik. Dışı Nevşehir Taş'ından yapılmış şirin otelde bendeniz klima aradım. "Bu mevsimde bırakın klimayı gece üşütmeyin! dediler." Haklıydılar. O gün göremedeki açık hava müzesini gezdik. Taş oyma kiliseler gerçekten mükemmeldi. Manzara ise hakikaten etkileyici...

Kapadokya'daki dokuya bayıldım. (Kapıl-dokuya) "Şu tepenin ardında deniz var." hissi yaşatan yerlere bayıldım. Ertesi gün, yeraltı şehrine bayıldım, Avanos'a bayıldım. Ankara'da her yanımı çamur içinde bırakarak denediğim ve başarısızlığa uğradığım; toprak kap yapma işini eski usül tezgahta denemeye bayıldım. Çok da şekilli kap yaptım valla. Buyrun bakın. "Bu tezgahtan eve de alalım." dedim ama ev halkı pek razı değil gibi durmuyor.

Ve yoğun ısraralarım sonucu Emrah'ı komşularımızın memleketi olan Şahinefendi Köyü'ne götürmeyi başardım. Sevgili Sevim Teyze, Şükrü Amca, Cemal Amca, Leman Teyze, Mehmet Dayı'yı görüp sevindirmek vardı işin içinde. Ha bir de anlatılanlardan orada bir Roma kalıntısı olduğunu ve bu kalıntılarda bulunan mozaiklerin bir eşinin Antakyada bulunduğunu, Kapadokya Bölgesi'ndeki tek mozayik kalıntıların o köyde olduğunu biliyordum. Öyle ki başlangıçta arkeologlar bile inanmamış. Ama mozaikleri görmelisiniz.

Daha fazla yazamayacağım, Sevim Teyze ve Şükrü Amca'nın asırlık evlerinde çekilen foto ile son veriyorum blog'a. Yine gidelim! Yine gidelim! Gider de otelde kalırsak bu kez değil fırça; dayak yeriz o ayrı!

2 yorum:

Şahap Aşçı dedi ki...

senin şu çömlek resmini görünce, aklıma geldi, youtubeta arattım ve sonunda buldum :D

http://www.youtube.com/watch?v=7ml_7jtW_CI

yavaş yavaş, slowly slowly ;)
öperim

b dedi ki...

blog açtım,
www.bilgebilge.blogspot.com

haberler orda;)