14 Nisan 2006

Bahara açılan kapılar



Dedim ya; "Siz bir de bahçemde vişneler açsın, o zaman görün!" diye. Vişneler açtı. Hava kararmadan eve gelmek pek mümkün olmayınca; geçen sabah fotograf makinemi elime alıp, öyle çıktım evden. Önce, sabah ışığında vişnenin çiçeklerini fotografladım. Bir dahaki bahara vişne ağaçları yerli yerinde olmayabilir. Ben de olmayabilirim. Hem söylesenize; ne kaldı geriye çocukluğumun kocamaaan bahçelerinden? Nerede hani altında oyunlar oynadığım can eriği? Nerede çağlalarını topladığım zerdaliler? Arasına uzanıp evcilik oynadığım bahçeler nerdeler?

Bahçeleri, baharı fotograf makinelerinden medet umarak saklamaya çalışmak beyhude bir çaba belki. Olsun! Günümüzü ellerine teslim ettiğimiz onca beyhude işin arasında lafı bile edilmez.

Uzun etmeye gerek yok! Bu sabah aydınlıktı, önce bulutlandı,sonra yağdı. Bugün ben de bir o kadar parçalı bulutlu; gök gürültülüydüm ne yalan söylemeli. Evime yürürken ıslandım biraz. Torbamdaki elmalar ıslandı. Süt şişeleri ağlamaklı oldu. Her akşamki gibi lacivert boyalı demir kapının önünde başımı kaldırıp göğe baktım. Bir derin nefes aldım. Yağmurun ıslattığı bahçeleri önce kendi belleğime sakladım, sonra belgelerin şuursuzluğuna. İşte burdalar. Bakın! Ve tam da işte o çiçeğe durmuş vişnelerin altından bahara kapılar açtım:

Hiç yorum yok: